Güzel Kelebek

Kelebek

Kelebeklerin Buluşma Mekanı

Geri git   Güzel Kelebek > (¯`·.(¯`·. Karışık Forum .·´¯).·´¯) > Destek Forum > E-Kitaplar

Bize Ulaşın İletiler Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Yeni Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
> BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT-(Ömer Seyfettin) ile ilgili Benzer Konular
33 Kez Görüntülendi

Nakarat / Ömer Seyfettin
> Ömer Seyfettin - YALNIZ EFE
Şehİt Vasİyetİ
Ömer Seyfettin
Ömer Hayyam Rubaileri (ömer hayyam'ı hiç böyle görmediniz)

> Gemisini Yürüten Kaptan | > DEVLET ANA-(Kemal Tahir)
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 24-12-2007   #1
 
Standart > BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT-(Ömer Seyfettin)

> BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT-(Ömer Seyfettin) isimli konu Güzel Kelebek > BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT-(Ömer Seyfettin) Güzelkelebekler


BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT
"Hak budur ki o gazilerin içinde böyle gaziler olmasa, Zigetvara bu kadar yakında dört yan kafir hisarıiken bekleyiş, duraklama özellikle böyle cenge çalışma ne mümkün idi" Peçevî tarihi, s 355

Yarın arifeydi Öbür günkü bayram için hazırlanan beyaz kurbanlar, küçük Grigal palankasının etrafındaotluyorlardı Karşıda Yarım mil ötede Toygun Paşa'nın son kuşatmasındân çılgın kışın hiddeti sayesinde kurtulan Zigetvar Kalesi, sönmüş bir yanardağ gibi, simsiyah duruyordu Hava bozuktu Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tamhisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi, acı acı bağırıyorlardı Palanka kapısının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı yavaşça kımıldadı; ikindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor, uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu Bunların hepsi Türklerin elindeydi Yalnız şu Zigetvar yıkılmaz bir ölüm seddi halinde "Kızılelma" yolunu kapatıyordu Sanki bu uğursuz kargalar hep onun mazgallarından taşıyor, anlaşılmaz bir lisanın çirkin küfürlerine benzeyen sesleriyle her tarafı gürültüye boğuyorlardı Kuru Kadı içini çekti Sonra "Ah" dedi İncecik, sinirli boynunun üstünde bir taş topuz gibi duran çıkık alınIı iri kafasını salladı Yeşil sarığını arkaya itti Islak gözlerini oğuşturdu Şimdiye kadar, asker olmadığı halde, her muharebeye girmişti Birkaç bin yeniçeriyle dört beş topu olsa bir gece içinde şu kaleyi alıvermek işten bile değildi Şimdi vakıa müstakildi Ne isterse yapabilirdi
Palankanın kumandanı Ahmet Bey öteki boy beyleriyle beraber Toygun Paşa ordusuna katılıp Kapuşvar fethine gitmiş Kapuşvardan sonra Zigetvarı saran ordu kışın aman vermez zoruyla, zaptı yarı bırakarak Budin'e dönünce, o da askerleriyle tekrar palankasına gelmemiş, Toygun Paşa'nın yanında kalmıştı Bugün Grigal'den altı mil uzaktaydı Palankaya yalnız Kuru Kadı karışıyordu; esmer, zayıfyüzünü buruşturdu:
"Palanka amma topu tüfeği kaç kişi?" dedi Bütün genç savaşçıları Ahmet Bey beraberindegötürmüştüHisardakiler zayıflardan,bekçilerden, hastalardan, ihtiyar sipahilerden ibaretti Hepsi yüz on üç kişiydi! Düşman, galiba öteki palankalardan çekiniyordu: Yoksa burasını bırakmaz, mutlaka almağa kalkardı Biraz eğildi İnce yosunlu, soğuk sipere dirseklerini dayadı Aşağıya baktı İki üç asker beyaz koyunların arasında dolaşıyordu Bir tanesi karşısına geçtiği iri bir koçu, başına dokunarak kızdırıyordu, tos
vuruyordu Öbürleri, elleri silahlarında, bu oyunu seyrediyorlardı Bağırdı:
- Oynamayın şu hayvanla
Askerler, başlarını tepelerden gelen sese doğru kaldırdılar Kuru Kadı'dan hepsi çekinirlerdi Gayet sert, gayet titiz, gayet sinirli bir adamdı Adeta deli gibi birşeydi Sabahtan akşama kadar namaz kılar, zikreder, geceleri hiç uyumazdı Daha yatıp uyuduğunu kalede
gören yoktu Vali Ahmet Bey ona "bizim yarasa" derdi Zavallının sabahı bekleme denilen hastalığını kerame-
tine de yoranlar vardı Tekrar bağırdı:
- Haydi, artık akşam oluyor, içeri alın onları
Askerler koyunları toplamağa başladılar Kuru Kadı'nın dirsekleri acıdı Doğruldu Tekrar Zigetvar'a baktı Üst tarafındaki göl, kirli bakır bir levha gibi yeri kaplıyordu Kargalar, havaya boşaltılmış bir çuval canlı kömür ellemeleri gibi karmakarışık geçiyorlar, sükûtu parçalayan keskin, sivri sesleriyle gaklıyorlardı Kalbinde ağır bir elem duydu "Hayırdır inşallah" dedi Canı o kadar sıkılıyordu ki Elleri arkasında, başı önüne eğik, bastığı siyah kaplama taşlarına görmez bir dikkatle bakarak yavaş yavaş yürüdü Derin bir karanlık kuyusunu andıran merdivenin dar basamaklarında kayboldu
Arife sabahı, herkes uyurken, o, her vakitki gibi yine uyanıktı! Mescit odasının önündeki taş yalakta, iki büklüm, abdestini tazeliyordu Giden gece, daha gölgeden eteklerini toplayamamıştı Bahçeye çıkan kapı kemerinde asılı kandil, sönük ışığıyla, duvarları titretiyordu
- Hey, çavuşbaşı Hey!
Elindeki ibriği bıraktı Kulak kabarttı Bu, kuledeki nöbetçinin sesiydi Kolları sıvalı, ayakları çıplak, başında takke, hemen yukarı koştu Merdivende çavuşa rastgeldi Onu itti Yürüdü Nöbetçinin yanına atıldı:
- Ne var?
- Kaleden düşman çıkıyor
Erguvani bir esmerlik içinde siyah bir kaya gibi duran Zigetvara baktı Bu kayadan yine koyu, uzun bir karartı süzülüyor, palankaya doğru akıyordu
- Bize geliyorlar dedi:
Çavuşa döndü:
- Haydi, gazileri uyandır Kurban bayramını bugünden yapacağız Koş Bana da çabuk topçuyu gönder
Çavuş, bir eliyle bakır tolgasını tutarak, koştu
Merdivene daldı Kuru Kadı, uzakta, kara yerin üstünde daha kara bir leke gibi yavaş yavaş ilerleyen düşman alayına dikkatle baktı Gözlerini küçülttü, büyülttü Önlerinde birkaç top da sürüklüyorlardı Binden fazla idiler Halbuki hisardaki gaziler? Kendisiyle beraber yüz on dört kişi "Ama, yine haklarından geliriz!"dedi Uyanan, yukarı koşuyordu Hisar kapısının iyice
bağlanmasını emretti Sarığını, cübbesini, kılıcını, tüfeğini getirtti İhtiyar topçu gelince, ona da, hemen "haber topları"nı atmasını söyledi Bu bir adetti Taarruza uğrayan bir palanka hemen "İşaret topu" atarak etrafındaki kuleleri imdadına çağırırdı
Biraz sonra düşman hisarın önünde, harp düzenine girmiş bulunuyordu Zaplar başsız, gür ejderha yavruları gibi siyah ağızlarını bedenlere çevirmişti Türkçe bağırdılar:
- Size teklifimiz var Elçimizi içeri alır mısınız?
Kuru Kadı:
- Alırız Gönderin, gelsin! cevabını verdi
Bedenler, kalkanlı, tüfekli, oklu gazilerle dolmuştu
Palankanın ruhu, neşesi, keyfi olan iki arkadaş, bu esnada tuhaf tuhaf laflar söyleyip yine herkesi güldürüyordu Bunların ikisine de "deli" derlerdi: Deli Mehmet, Deli Hüsrev Serhatın muharebelerinde, hayale sığmayacak yararlılıklarıyla masal kahramanlan gibi inanılmaz bir şöhret kazanan bu iki deli, hiçbir nizama hiçbir kayda, hiçbir disipline girmeyen, dünya şerefinde gözleri olmayan Anadolu dervişlerindendi Her zaferden sonra kumandanlar onlara rütbe, hil'at, murassa kılıç gibi şeyler vermeye kalkınca gülerler: "İstemeyiz, fani vücuda kefen gerektir Hil'at nadanları sevindirir" derler, hak uğrundaki gayretlerine ücret, mükafat, övgü kabul etmezlerdi Harp onların bayramıydı
Tüfekler, oklar, atılmağa; toplar gürlemeğe; kılıçlar, kalkanlar şakırdamağa başladı mı, hemen coşarlar, kendilerinden geçerler; naralar savunarak düşman saflarına saldırırlar alevi gözlerle takip edilemeyen birer canlı yıldırım olup tutuşurlardı
Kuru Kadı, onların herkesi güldüren münakaşalarını, saçma sapan sözlerini gülümseyerek dinlerken, elçiyi yanına getirdi, iki deli de sustu Herkes kulak kesildi Bu elçi Türkçe biliyordu Küstahça tekliflerini söyledi
Palankayı saran Zigetvar kumandanı Kıraçin'di Yanında iki bine yakın savaşçısı vardı Grijgal'in "Vire ile verilmesini istiyordu Ateşe, nura, haça, İncil"e, Zebur'a yemin ediyor; çıkıp giderlerken muhafızlara hiçbir ziyanı dokunmayacağına dair söz veriyordu
Kuru Kadı:
- Pekâlâ! Haydi git Biz aramızda anlaşalım, kararımızı size öğleden sonra bildiririz! diye elçiyi aşağı gönderip kapıdan attırdı Sonra etrafındakilere döndüŞöyle bir göz gezdirdi Sırtının hafıf kamburu içeri çekildi:
- İşittiniz ya, gaziler! dedi, Kıraçin haini bizim yüzon kişiden ibaret olduğumuzu anlamış üzerimize ikibin kişi ile geldi Teklif ettiği "Vire"yi kabul etmek isteyenler vârsa ellerini kaldırsın!
Kimsenin eli kalkmadı
- Öyleyse hazır olalım Haydi
Bir gürültüdür koptu;
- Hazırız
- Hepimiz, hepimiz
- Hepimiz, hepimiz hazırız
- Kılıçlarımız, kalkanlarımız yağlı
- Yatağanlanmız keskin
- Bugün nusret bizim
- Amin, amin
Kuru Kadı, "Ey alemlerin rabbi" diye ellerini kaldırdı Bir duaya başlayacaktı Deli Mehmet yalın kılıç karşısına dikildi Palabıyık, gök gözlü, geniş beyaz çehresi, yeni doğmuş bir ay gibi parlıyordu:
- Duayı bırak, efendi dedi, gaza duadan faziletlidir Gel Lütfet Bize şu kapıyı aç Kalbindeki korkuyu at İşte hepimiz hazırız Şu ayağımıza gelen gaza fırsatını kaçırmayalım
Kuru Kadı'nın elleri aşağı düştü Deli Hüsrev de arkadaşının yanına sokulmuştu Bütün gaziler bu iki delinin arkasına üşüştü Sanki hepsi bir anda deli oldular bir ağızdan
- Aç bize kapıyı, aç diye bağırmaya başladılar
Kuru Kadı'nın iri patlak gözleri yaşardı Yüzü sapsarı oldu Uzun siyah sakalı kımıldadı İki deliyi bile titreten, bütün gazilerin saçlarını ürperten ilahi bir ağıt ahengi kadar etkili sesiyle haykırdı
- Meydan erleri! Ey mertler! Padişahımız Süleyman Gazi aşkına şu sözümü dinleyin Benim muradım sizi gazadan engellemek değildir Bugün can, baş feda olsun Özellikle yarın kurban bayramı Fakat bakınız maksadım ne? Bugün cuma hem de arife Bugün hacılarımız Arafat'ta, diğer mü'minler camilerde bizim gibi gazilerin zaferi için dua etmekteler Bunda şüphesi olan var mı?
- Hayır
- Hayır, asla
- Hayır
- O halde münasip olan budur ki, biz de namazlarımızı eda edelim Gözlerimizin yaşını dökelim Dua edelim Birbirimizle helallaşalım Sonra gazaya girişelim Kalanlarımız gazi, ölenlerimiz şehit olsun! Dünyada iyi nam ile anılalım Ahirette peygamberimizin âlemi dibinde toplanalım Ne dersiniz?
- Hay hay!
- Uygun
- Pekâlâ!
Gazilerin hepsi buna razı oldu Öğleye kadar durdular Abdest aldılar, namaz kıldılar, tekbir çektiler, helallaştılar Kıraçin'in askeri, sardıkları palankadan yükselen derin uğultuyu hep teklif ettikleri "Vire" münakaşasının gürültüsü sanıyorlardı
Ansızın, uzaktaki Türk kulelerinden atılan "işaret topları" işitildi Bu, "Biz, dörtnala geliyoruz" demekti
Kuru Kadı eliyle hisarın kapısını açtı Grijal gazileri
"Allah, Allah" naralarıyla müthiş bir taşkın deniz gibi fışkırdılar İki koldan hücum olunuyordu Kollardan birisine Deli Hüsrev, birisine Deli Mehmet baş olmuştu Ovada, Grijgal'e gelen yollardan bir toz dumanıdır kalkıyordu Nice bin atlı imdada koşuyor sanılırdı Düşman, bu hali görünce şaşırdı İki ateş arasında kaldığını anladı Halbuki toz duman içinde yaklaşan ancak beş on gaziydi
Bozgun başladı
Deli Mehmet'le Deli Hüsrevin takımları düşmanı kaçırmamak için iyice sarıyordu Kara Kadı cübbesini atmış Elindeki kılıç, cesaretlendirdiği gazileri arkasından yürüyordu Deli Hüsrev, bir sarhoş gibi Kıraçin'in alayına dalmış kesiyor, kesiyor inanılmaz bir çabuklukla kaçanlara yetişiyor, ikiye biçiyordu
Kuru Kadı'nın gözleri Deli Mehmet'i aradı Bakındı, bakındıGöremedi
Acaba o muydu? Yüreği ağzına geldi Düşman safına karışıp kaynaşan kolun arkasında iri bir vücut yere uzanmıştı Elli altmış adım kadar kendisinden uzaktı Siyah, yüksek atlı bir şövalye, uzun bir kargıyı bu uzanmış vücuda saplıyordu Durmadı İlerledi Koşarken ayağı bir taşa takıldı Yuvarlanıyordu Kılıcı ile fırladı Hemen toplandı Kalktı Düşen kılıcını aldı Doğruldu Koşacağı tarafa baktı Şövalye atından inmiş, kargıladığı şehidin başını teninden ayırmıştı Bu anda, bu kestiği baş elinde, yine siyah bir şeytan gibi şahlanan atma sıçradı Kaçacaktı Kuru Kadı, bütün kuvvetiyle ona yetişmek için koşarken, baktı ki sol ilerisinde Deli Hüsrev kalkanını salla****** avazı çıktığı kadar bağınyor,
- Mehmet, Mehmet! Canını verdin! Bâşını verme Mehmet!
Bu nara o kadar müthiş, o kadar tesirli, o kadar yanıktı ki Kuru Kadı: "Vah Deli Mehmet'miş!" diye olduğu yerde dikildi kaldı Durur durmaz, o an, kırk adım kadar yaklaştığı kesik başlı şehidin yerden fırladığını gördü Nefesi tutuldu Şaşırdı Bu başsız vücut uçar gibi koşuyordu Kendi kellesini götüren zırhlı şövalyeye yetişti Eliyle öyle bir vuruş vurdu ki Lanetli hemen
yüksek atından tepesi üstü yuvarlandı Götürmek istediği baş elinden yere düştü Deli Mehmet'in başsız vücudu canlıymış gibi eğildi Yerden kendi kesik başını aldı Hemen oracığa yorgun bir kahraman gibi, uzanıverdi Bunu Kuru Kadı'dan başka kimse görmemişti Herkes kaçan düşmanı kovalıyordu Yalnız Deli Hüsrev,
- Yüzün ak olsun, ey yiğit! diye bağırdı Sonra Kuru Kadı'ya doğru koşarak sordu
- Nasıl, gördün mü bu civanı?
- Görmedin mi?
Kuru kadı sesini çıkaramadı Gördüğü harika onu dondurmuştu Olduğu yerde öyle dimdik kaldı Sanki ölmüştü Deli Hüsrev, onu hızla sarstı
- Ne durursun be can! Ne olsun, haydi gazaya
Düşman kaçıyor Deli Hüsrev'in kalkması Kuru Kadı'yı baştan can verdi, "Allah Allah" diyerek ileri atıldı Mücahitlere karıştı
Cenk akşama kadar sürdü
Er meydanının kanlı yüzüne "gece siyah saçlarını" dağıtırken çağırıcının
- Gaziler hisara!
Sesi duyuldu Dönen gaziler içinde kılıcından kanlar damlayan Kuru Kadı, birkaç sipahi ile dışarda kaldı Yaralıları taşıttı Şehit olanları saydırdı Bunlar tam ondokuz kahramandı: Düşman altmış dört ceset bırakmış, diğer ölülerinin hepsini kaçırmıştı Kuru Kadı sabahtan beri yemek yememiş, su içmemiş, durup dinlenmemişti Toplattığı şehitleri hisarın önündeki meydana yığdırdı Şehit Deli Mehmet'in cesedini kendi buldu Kesik başı koltuğunda, uyur gibi, sakin yatıyordu
Olduğu yerde gömdürdü Sonra yanındakileri savdı Bu taze mezarın başına çöktü Ezberden "Yasin" okumağa başladı Dışarılarda kimse yoktu, yalnız uzakta palanka kapısındaki nöbetçi dolaşıyordu Kuru Kadı okurken, önündeki mezarın birden yeşil yeşil nurlarla tutuştuğunu gördü Sesi kısıldı Dudaklarını oynatamadı
Çeneleri kitlendi Bu yeşil nurun içinde Deli Mehmet'in kanlı boynuna sarılmış beyaz kanatlı bir melaike, hem onu nurdan elleriyle okşuyor, hem açık alnını öpüyordu Bu sıcak, bu yeşil nur büyüdü, taştı, bütün âlem bu nurun içinde kaldı Kuru Kadı'nın gözleri kamaştı Ruhu yandı Kendinden geçti
Onu, daha ilk defa böyle derin bir uykuya dalmış gören yoldaşları zorla kaldırdılar Koltuklarına girdiler:
- Haydi, kapı kapanacak dediler, içeri gir
Kuru Kadı'nın dili tutulmuştu Cevap veremedi
Sarhoş gibi sallana sallana hisara girdi Hâlâ titriyordu Palankanın içinde Deli Hüsrev'in menzilinden geçerken durdu Kulak verdi; ağlıyor mu, inliyor mu diye Hayır, Deli şıkır şıkır atını kaşağılıyor, keyifli bir türkü söylüyordu Seslendi:
- Hüsrev
- Efendim?
Kapı açıldı Kaşağı elinde, kolları, paçaları sıvalı, başı kabak Deli Hüsrev daha Kuru Kadı bir şey sormadan,
- Gördün mü Deli Mehmet'in zevkini? dedi
- Siz de benim gibi buradan gördünüz mü?
- "Gözlüye hotti gizli yoktur!"
Küttedek kapıyı, kapadı Yine türküsüne başladı
Kuru Kadı palankada sabahı dar etti Güneş doğmadan, Deli Mehmet'in mezarına koştu Artık bütün günlerini bu mezarın başında geçiriyordu Bu mezarın daimi ziyaretçisi oldu Büyük bir taş yontturdu Yazdırdı Başına diktirdi Beş vakit namazlarını bile cemaatine bu kabrin başında kıldırmak isterdi Artık ne hacet dilese, ona nail oluyordu
Grijgal'de, komşu palankalarda Kuru Kadı için "Deli oldu" diyorlardı Her an "sonsuzluk" badesini içmiş ezeli bir sarhoş gibi nihayetsiz bir kendinden geçme, sonsuz sınırsız bir şevk, sükûn bulmaz bir heyecan içinde yaşıyordu Fakat nasıl "deniz çanağa sığmaz"sa, onun büyük sırrı da ruhuna sığmadı Taştı Huruç günü gördüğü harikayı herkese anlatmağa başladı Hatta daha ileri gitti, çok iyi okuduğu "Mevlid-i Şerif" lisanıyla o gün gördüğünü yazdı Yüzlerce beyitlik bir destan düzdü
Ama o eski şevki kayboluverdi Ruhuna koyu bir karanlık doldu Kalbine acı bir ağırlık çöktü Artık Deli Mehmet'in yeşil nurdan mezan içinde sürdüğü ilahi zevki göremez oldu Bu mahrumiyet onu delirtti Yemekten içmekten kesildi Bir gün, yine perişan kırlarda dolaşırken Deli Hüsreve rastgeldi Meğer o da geziniyormuş Elindeki yayıyla yavaşça Kuru Kadı'nın arkasına dokundu
- Ahmak, dedi, niye gördüğünü halka söyledin?
Adam gördüğünü kaale geçirirse kazandığı hali kaybeder Eğer sussaydın, gördüğün keramete ölünceye kadar şahit olacaktın
Kuru Kadı yere diz çöktü, ağlamaya başladı:
- Çok perişanım diye inledi, lütfet Gel, beni gaflet uykusundan uyandır Benim o görnüş olduğum durum ne hikmettir? İçinde benimle senden başka onu gören oldu mu?
- Bir gören daha var O "can" herkese görünmez
- Kimdir?
- Bilemezsin
- Başkaları görmedi de, biz ikimiz niçin gördük?
- a şehitlik müjdesidir!" İkimiz de mutlaka şehit düşeceğiz!
Kuru Kadı, gittikçe öyle serseri, öyle perişan, öyle berbat oldu ki kendisini o kadar seven Vali Ahmet Bey bile Budin'den gelince, onun hallerine dayanamadı Nihayet "bu deli bir kişidir Palankada hizmetinden istifade olunamaz" diye geriye göndermeye mecbur oldu
Aradan epey zaman geçti Serhadde değil, hatta Grijgal hisarında bile herkes Kuru Kadı'yı unuttu Yalnız yazdığı destan okunuyor, hiç unutulmuyordu
On iki sene sonra
Zigetvarın zaptı akabinde yaralılar toplanırken, meşhur kahraman Deli Hüsrevin bir gülleyle parçalanmış cesedi yanında, uzun boylu, ak saçlı, ak sakallı, yeşil cübbeli bir şehit buldular Kıbleye yüzükoyunu zanmış yatan bu şehidin büyük, yeşil sarığı, henüz bozulmamıştı Üzerinde hiçbir silah yoktu Yarası neresinden olduğu belli değildi Günlerce süren kuşatma esnasında hiç kimse böyle bir adam görmemişti İnceden inceye araştırma yapıldı Kim olduğu bir türlü anlaşılamadı O vakit birçok gazilerin "gayb ordusundan imdada gelmiş bir veli" sandıkları bu şehit, acaba, Grijgal hisarının o eski deli kadısı mıydı?
alıntı

 

Google is offline  
Sponsored Links
İstediğini Bulamadıysanız Üye Olmadan
BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
Cevapla

> BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT-(Ömer Seyfettin) ile ilgili Benzer Konular
33 Kez Görüntülendi

Nakarat / Ömer Seyfettin
> Ömer Seyfettin - YALNIZ EFE
Şehİt Vasİyetİ
Ömer Seyfettin
Ömer Hayyam Rubaileri (ömer hayyam'ı hiç böyle görmediniz)

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336

Saat 00:30.


Forumalev Dantel Örgü Mumsema Forumacil Mumine Gunce
Powered by vBulletin® Version 3.6.10Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.